Добавить новость




Новости сегодня

Новости от TheMoneytizer

Savaş çığırtkanları ve hikayeler

Zaman 

Barış demenin yasaklandığı, diyenlerin hedef gösterildiği, linç edildiği, işsiz bırakıldığı, hapse atıldığı ülkede, beyaz bayraklı siviller katledilirken, bodrum katlarında ambulans bekleyen gençler yakılırken, parçalanmış çıplak kadın bedenleri sokaklarda adice teşhir edilirken ‘barış' ihtimaline tutunmak zor biliyorum.

Yine de bu karanlığın içinde kelimelerimle takip edebileceğim cılız bir ışık huzmesi bulmaya çalışıyorum. Kelamın gücüne inanıyorum çünkü.

Bunları yazarken patlayan bombalarla kömürleşen bedenler görüyorum. Halay çeken gençlerin arkasından yükselen alev toplarına karışan çığlıklar duyuyorum. Harabeye dönmüş mahallelerde evlerinden tank, top ve otomatik silahların seslerine korkuyla dikkat kesilmiş kadınların çaresizliğini izliyorum. Yıkıntıların arasında yeryüzünde kalan son canlı gibi soluyan ihtiyar bir kadının acıyla kasılmış yüzüne bakıyorum sonra. Fısıltıyla insan kalmanın sırrını anlatıyor bana; “Sen hiç organları kesilip sokağa atılmış gençlerin, derin dondurucularda bekletilen bebeklerin, yanan binalarda mahsur kalan yaralı kadınların, mermilerle delik deşik edilmiş evlerini terk edip meçhule doğru ağır aksak yürüyenlerin, ana dilini konuştuğu için jiletlenenlerin, bir otobüsün içinde yanarak ölen askerlerin yüzüne yakından baktın mı?” diyor. O konuşurken Salinger'in savaşın yakıcılığını en iyi tarif eden itirafını düşünüyorum: “Ne kadar uzun yaşarsan yaşa, yanan insan etinin kokusunu burnundan hiçbir zaman tamamen atamazsın.” Cevabımı beklemeden kelimelerini yeryüzünün büyük boşluğuna doğru savurmaya devam ediyor. Yaklaşamazsın, bunların senin, sevdiklerinin başına geleceğine inanmazsın. Hayatın biriciktir, diyor. Bilincimin acıyan yanıyla gördüğüm o hayalet kadın bana bunları söylüyor, yazdırıyor.

Aylardır ortalama yetmiş beş yıllık ömrünün manasını idrak edememiş, hayatın kutsallığını hiçe sayan vahşi bir zihniyetin kendi ikbali için mutluluğun kıyısında duran bir ülkeyi mahvedişini izliyoruz. Türlü tuzaklarla yolunu açtıkları vahşi savaş sahnelerini izlettirdikleri toplum da ‘insan' gibi. Yüz yıldır yaşadıklarına tahammül eden derin, zifiri acı kuyusu doldu artık. Belki bu yüzden acıya, yasa, kedere yüzünü çeviriyor. Hissetmemek için kendini uyuşturan bir bağımlı gibi başkasının acısını yok sayıyor. Gözlerini kapadığında hakikat bilinci de büsbütün silinir sanıyor. Hâlbuki reddettiği hakikatin kırıntıları orada hayatının orta yerinde duruyor aslında. Çoktandır uyanınca hatırlanamayan kâbusa dönüşen rüyalarında, okula gönderirken saçını okşadığı çocuğun tedirginliğinde, riyakâr haber bültenlerinin ‘bize inanırsanız bunlar sizin başınıza gelmez' imalarında, düşmanlaştırdığı ‘ötekinin' yok oluşuyla güçlenen örtük suçluluk duygusunda, kıyafetlerinin tozunu silkeler gibi kendinden uzaklaştırdığı utanma duygusunda, derinlere gömdükleri çıldırma kaygısında saklanıyor parçalanan bilincin uzantıları. Romancı Andre Malraux “Her insan çektiği acıya benzer” diyordu ‘İnsanlık Durumu'nda. Acısını hissedemeyen toplum artık kendisini de tanımıyor. Istıraplarından sorumlu olmayan şımarık bir çocuk misali dinlemiyor, anlamaya çalışmıyor sadece bağırıyor. Ölüm, burada çoktandır isimsiz bir mezar taşı, mavi ekranlarda belirip hemen unutabileceği sanılan ceset fotoğrafları, kanlı hikayelerle yaratılan ‘efsaneler', insanı rakama indirgeyen haberler ve ‘insan kalabilmek' için mücadele etmeden bu dünyadan geçip gitmeyi tercih edenlerin acıklı sonu.

Şairler ve gerçekler

Bireyin itirazına, vicdanına, adalet duygusuna yüz çevirip aklı küçümseyen kitlenin peşine takılmak çok eski bir hastalık. O kitle iktidarın istediği gibi davranabilme ve bu ‘özgürlüğü' yanında duranlara bağışlama ihtimalini sever. Hayatı ‘savaşmaktan' ibaret sayanların, kitleler üzerindeki etkisi gerçek bir savaştan korkmayan insanlar yaratmaktaki gücünde görülüyor. Bu gücün yapabilecekleri en az savaşın kendisi kadar korkunç. Bugün suçlarını örtmek umuduyla içerde ve dışarıda savaşmak için mazeret arayan ve kendince bulan iktidarın göremediği, bu savaştan kimsenin sağlam çıkamayacağı gerçeği.

İnsan, tarihi boyunca dinî;, millî; değerleri bahane ederek savaşan bir varlık. Yaşanan acıların, ödenen ağır bedellerin her dönemde kendini benzer biçimlerde tekrar etmesi insanın büyük trajedisi. Çağlar boyu aktarılan, yazılan ‘savaş edebiyatının' atası sayılan Homeros'un ‘İlyada'sı malum büyük bir savaş destanı ama aynı zamanda kadınların sesiyle yerini koruyan bir barış çağrısı. On altı bin dizelik destan Troya Savaşı'nın dokuzuncu yılındaki elli bir günlük süreyi kapsıyor. Ve binlerce yıldır kelimelerle gerçekleri yeniden canlandırırken kendisinden sonra gelen şairlere, hikâyecilere hala yol gösteriyor.

yazının tılsımı VE YABANCILAŞMA

Alberto Manguel, ‘Kelimeler Şehri' isimli deneme kitabında insanlığa gerçekleri kelimelerin mucizesiyle bağışlayan, kadim Anglo Sakson dilinde ‘fail' (maker) diye tanımlanan ‘şair'in gücünden bahsediyordu; “Belki de her hakiki fail, şairin görevi ‘her şey silinip yok olduktan sonra' yazı tahtasına karalamalar yapmaya devam etmektir(…) Ölüm yalnızca kaçınılmaz olarak kaderimiz değildir; insanlığın ona dair ortaklığı bizzat yaşamın içine dek yayılır; öteki'nin varlığıyla ilelebet zenginleştiği gibi yokluğunda da fakirleşir… Varlığı aracılığıyla kendi var oluşumuzun farkına vardığımız öteki'ni, yaşamımız pahasına –zira ona yaptığımız her şeyi aslında kendimize yapmaktayızdır– düşmana dönüştürürüz. Gılgamış'ın olduğu kadar dünyanın da bir parçası olduğu için; Enkidu'nun ölümünün ardından bütün dünyanın yas tutması gerektiğine inanan Gılgamış'ın dersi de budur.”

Başkalarının acısına yabancılaşmak, onu kasten incitmek, ölümle cezalandırmak bir anlamda kendini de yok etmeyi gerektirir. Keşke, bugün savaşı çaresizce izleyerek hastalanan toplum, gerçek savaşın acısını bilmediği halde ‘savaş çığırtkanlığı' yapanlara biat etmek yerine kendisine varlığının anlamını hatırlatan masalcılara, hikâyecilere, şairlere kulak verse. Öldükten en fazla yirmi yıl sonra ruhlarıyla birlikte çürüyecek olanlar, insanlık tarihine sadece ‘sıradan kötüler' olarak geçecekler çünkü.

İnsanlar var olur ve yok olurlar. Sonra kâinatın o acayip dönüşüm hikâyesi başlar. Yeni gelenler daha önce hiç kimse bu dünyada yaşamamış gibi aynı hataları tekrarlar, aynı acılar içinde kıvranırlar. Yine ve yeniden birbirlerini öldürerek ‘ölümlü' oldukları gerçeğini unutmak isterler. Ve bütün bunlardan geriye sadece faniliğe direnen umutla, yazının tılsımıyla yıkanmış ‘an'lar, anlatıldıkça iyilikle çoğalan hikâyeler, dünyanın bir hiçlikte dağılıp kaybolmaması için yazılmış nergis kokulu şiirler kalır.

Читайте на сайте


Smi24.net — ежеминутные новости с ежедневным архивом. Только у нас — все главные новости дня без политической цензуры. Абсолютно все точки зрения, трезвая аналитика, цивилизованные споры и обсуждения без взаимных обвинений и оскорблений. Помните, что не у всех точка зрения совпадает с Вашей. Уважайте мнение других, даже если Вы отстаиваете свой взгляд и свою позицию. Мы не навязываем Вам своё видение, мы даём Вам срез событий дня без цензуры и без купюр. Новости, какие они есть —онлайн с поминутным архивом по всем городам и регионам России, Украины, Белоруссии и Абхазии. Smi24.net — живые новости в живом эфире! Быстрый поиск от Smi24.net — это не только возможность первым узнать, но и преимущество сообщить срочные новости мгновенно на любом языке мира и быть услышанным тут же. В любую минуту Вы можете добавить свою новость - здесь.




Новости от наших партнёров в Вашем городе

Ria.city
Музыкальные новости
Новости России
Экология в России и мире
Спорт в России и мире
Moscow.media










Топ новостей на этот час

Rss.plus