Seyfettin Gürsel - Dünya Bankası büyümede iyimser değil
Bugün Dünya Bankası'nın geçen hafta yayınladığı Türkiye Ekonomi Notu'nun içerdiği 2016-2017 büyüme tahminlerini değerlendirmeyi tercih ettim.
Aslında haftanın güncel olayı pazartesi günkü Para Politikası Kurulu toplantısıydı. Son dönemde Merkez Bankası'nın harekat tarzı üzerine onca yazı yazdıktan sonra fikri takip adına para politikası tartışmasını sürdürebilirdim. Ancak tartışılabilecek bir şey kaldığından emin değilim. Merkez Bankası olan biteni seyretmeye devam ediyor. 26 Ocak'ta yeni enflasyon raporu yayınlandığında konuya döneriz.
Dünya Bankası ekonomi notunda 2016 ve 2017 için büyümeyi yüzde 3,5 olarak tahmin ediyor. Revize Orta Vadeli Program'ın (OVP) yüzde 4,5 ve 5 hedeflerinin bir hayli altında. Resmi programlarda iktidarlar her zaman iddialı büyüme hedefleri koyarlar. Bu bakımdan Dünya Bankası'nın ekonomik büyüme konusunda iktidar kadar iyimser olmaması şaşırtıcı değil. Ancak yüzde 3,5 büyüme tahmini benim yüzde 4'lük beklentimin de altında. Dünya Bankası'nın gerekçelerine yakından bakmakta yarar var.
Bu yıl asgari ücretteki yüksek artışın ücretlerin büyük çoğunluğunu oluşturan düşük ücretleri de yukarı çekeceği ve tüketimde canlanma yaratacağı konusunda genel bir görüş birliği var. Dünya Bankası da “Asgari ücretteki yüzde 30 artış sayesinde özel tüketimin büyümenin ana sürükleyicisi olmasını bekliyoruz.” diyerek bu görüşe katılıyor gibi duruyor. Ancak ardından “Yükselen enflasyon tüketim artışını 2015 yılı seviyelerinde tutacaktır.” diye de uyarıyor.
Büyüme tahminlerimizin arasındaki farkın en önemli nedeni pek tutarlı durmayan bu ifadede gizli. Yüzde 9'a yaklaşan enflasyon yükselmeye devam ederse reel gelir artışlarını önemli ölçüde sınırlar. Ancak Dünya Bankası'nın 2016 enflasyon tahmini OVP ile paralel bir şekilde yüzde 7,5'te tutulmuş. Şahsen bu yıl özel tüketimde geçen yıla kıyasla belirgin bir canlanma beklediğimden büyüme oranını daha yüksek tahmin ediyorum.
GSYH'nın diğer iki talep unsurunu oluşturan yatırımlar ve net ihracat konusunda Dünya Bankası'nın öngörülerine katılıyorum. Şirketlerin döviz cinsinden borç yükünün artmasının ve bu nedenle bilançolarının bozulmasının özel sektör yatırımlarını olumsuz etkileyeceğinin altı çiziliyor. Ayrıca yatırım ortamının mevcut zayıflıkları hatırlatılıyor. Sonuç olarak özel yatırımlardan büyümeye önemli bir katkı beklenmiyor. Net ihracat katkısının ise negatife dönmesi ve büyümeyi aşağı çekmesi öngörülüyor. İthalatın toparlanacağı belirtilirken, “Rusya'nın yaptırımları ve hayal kırıklığı yaratan küresel büyümenin ihracat artışını bir miktar sınırlaması muhtemeldir.” vurgusu yapılıyor.
Cari açık ve bütçe disiplini konusunda Dünya Bankası nispeten iyimser. Açığın GSYH'ya oranının yüzde 5'ten yüzde 4,6'ya gerilemesini bekliyor. Özel tüketimde yatay seyir ve düşen enerji fiyatları çerçevesinde bu mümkün. Ancak tüketim konusunda hemfikir olmadığımı bir kez daha belirteyim. Bütçe açığı/GSYH oranının ise yüzde 1,3'ten 2,7'ye yükselmesi öngörülüyor. Bu da beklenen bir gelişme. Bütçe açığı yükselse de tolere edilebilir bir düzeyde kalması bence de mümkün.
Dünya Bankası AKP iktidarının çok iddialı olduğu ekonomik reformlar konusunda oldukça temkinli. Reformların büyümeyi canlandırmada önemli bir role sahip olduğu vurgulanırken, amacın kaynak dağılımının verimsiz sektör ve şirketlerden verimli alanlara kaydırılması olduğu savunuluyor. Kıdem tazminatı gibi yük azaltıcı ve işgücü piyasasını esnekleştirecek reformların gerekliliği de hatırlatılıyor. Ancak yüksek bir reform beklentisine dair bir söylem de yok. Nispeten düşük büyüme öngörüsünün ardında bu temkinliliğin olduğu aşikar.
Dünya Bankası'nın ekonomik büyüme konusunda yüksek beklentiyi paylaşmadığı ortada. Ekonomik büyüme önümüzdeki iki yıl yüzde 4'ün altında seyrettiği takdirde önceki yazımda iddia ettiğim gibi işsizlikte son aylarda görülen artışın devam etmesinin çok muhtemel olduğunu da hatırlatayım. Ekonomik notta işsizlik konusunda ne yazık ki tahmin yok.